|
|
|
|
|
|
Bektaşi ile bir haca yola çıkmışlar bir süre sonra hoca namaz saati demiş başlamış kılmaya rekat üstüne rekat selam üstüne selam bektaşinin beklemekten canı sıklmış hoca namazı bitirince sormuş yahu bu ne uun namaz böylr Hoca:kazaya kalmış namazlarımı edaeyledim Betaşi:eh benda bir namaz kılayım demiş ve başlamış ne amaz,sonunda bitmiş Hoca:Hoc dayanamayıp sormuş senin namazda uzun sürdü der.Bektaşi önümüzde ki haftanın namazını kıldım der Hoca şaşırmış yhu olur mu böyle şey Bektaşi gülmüş:yukarıda ki senin veresiyene kaul ediyorda benem peşiimi neden kabul etmesin? |
|
|
|
|
|
|
|
Bektaşiye sorarlar:And içer misin? Bektaşi:Biz fakiriz ne bulursak içeriz! |
|
|
|
|
|
|
|
Bir gün cami hocaları ile Bektasi dua ediyormuş.cami hocaları allahım bizi doğru yoldan ayırma bize din ver iman ver , bizim Bektaside allahım bana bi şarap parası ver diye allaha dua etmiş . cami çıkışında hocalar Bektasiye sorar hiç allahtan şarap parası istenirmi sen delimisin. Bektasi , ee napıyım bende şarap parası yok onu diledim , sizde din iman yok sizde onu dilediniz |
|
|
|
|
|
|
|
Kurak giden bir yaz mevsiminde ekin-ekeneğin
kurumasından korkan köy halkı Babaeren'den yağmur duasına
çıkılmasını ister. Durumun hassasiyetini kavrayan babaeren kabul
eder, topluluk duanın yapılacağı tepeye doğru yola koyulur. Yol
üzerindeki kendi tarlasının kuraklıktan sarardığını gören
Babaeren içinden "Allahım burası benim" demekten kendini alamaz.
Dunın ardından başlayan yağmur sele dönüşür. Dönüşte tarlasının
büyük kısmının erozyona uğradığını gören Babaeren hiddetle "sana
tarlayı gösteren dürzüde kabahat" demekten kendini alamaz. |
|
|
|
|
|
|
|
Bektasi birgün bir ahbabına ziyarete gitmiş arkadaşıyla oturub hoş beş ettikten sonra namaz vakti gelmiş ezan okunmuş arkadaşı Bektasiye hadi kalk namazımızı kılalım demiş namzı kılmışlar bu arada arkadaşının abdest almadığını gören Bektasi namazı kıldıktan sonra dostum abdest alman namaz kıldın galiba demiş Bektaside uzatma dostum namaz kıl dedin kıldık abdest al deseydin alırdık demiş.
|
|
|
|
|
|
|
|
Bektasinin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler. Çakırkeyif Bektasi'yi görür görmez kadı: - "Behey kafir! Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?" der. - "Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır..." diye karşılık verir Bektasi. Kadı: - "Bunun içine pamuk katarlar." Bektasi: - "Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar..." |
|
|
|
|
|
|
|
Bir Bektasi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak : -Şu zındıkla alay edelim, diye Bektasiye yanaşıp selam verince Bektasi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle : -Bu eşeğin ne düşünüyor? -Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düsünüyor! |
|
|
|
|
|
|
|
Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş. Cemaat arasında bulunan Bektasi'nin fena halde canı sıkılmış. Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş. Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş: - "Kör olasıcayı işte kaldırıp attım. Sizde varsa, tam zamanı! Siz de atın!"
|
|
|
|
|
|
|
|
Bektasi, camide namazdan sonra dua etmiş : -Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver! Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış : -Rabbim, bana iman ver! İki duayı da işiten hoca, Bektasiye : -Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?, demiş . Bektasi usulca : -Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.
|
|
|
|
|
|
|
|
Bektasiyi, rica minnet camiye götürmüşler.Hoca başlamış anlatmaya : -Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur.Dertli giren neşeli olur.Oraya giren herkesin gönlü ferahtır.Bilin bakalım, burası neresidir? Bektasi yanıt vermiş : -Neresi olacak, meyhane...
|
|
|
|
|
|