|
|
|
|
|
|
Bektasi, camide namazdan sonra dua etmiş: - "Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parasi ver!" Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış: - "Rabbim, bana iman ver!" İki duayı da işiten hoca, Bektasiye: - "Bak, herkes ne istiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?" demiş. Bektasi usulca: - "Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister", demiş. |
|
|
|
|
|
|
|
Bektasi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış...İnekten süt sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa alıyormuş.Eşek bir işe yaramıyormuş.Bir gün dayanamayıp dua etmiş : -Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar! Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne görsün?İnek ölmüş eşek kalmış... Bektasi o hırsla sokağa fırlayıp milleti başına toplamış : -Ey ahali şu yerde yatan nedir? -İnektir! -Ya şu ayakta duran uyuz? -Eşektir! Bektasi açmış ellerini yukarıya : -Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın! |
|
|
|
|
|
|
|
İki müslüman sohbet ediyorlarmış. Biri diğerine tüm Ramazan boyunca hasta olduğundan yakınmış ve bu nedenle sadece bir gün niyetlenebildiğini, diğer günler ne yazık ki hastalığından ötürü oruç tutamadığını söylemiş. Bektasi de aralarında... Bir ara dinleyici konumundaki Bektasiye de sormuş, "Erenler, sen kaç gün oruç tuttun?" - "Ben de rahatsızdım, arkadaştan bir gün eksik tutabildim ancak". |
|
|
|
|
|
|
|
Koyu sofu bir adamcağızla Bektasi, bir başka kente gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektasi : -Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye öğüt verdi. Bektasi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektasi'ye sitem etti. -Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi. Bektasi adamın sözünü ağzına tıkadı : -Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin! |
|
|
|
|
|
|
|
Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların
hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir de Bektasi vardı.
Baktılar, Bektasi, Allah'a yalvarıp yakarmaya başlamıştı :
-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına
dinsin... Bektasi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti :
-Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu? -Yok olur mu,
elbette var! diye cevap verdi Bektasi.Var da, hepsini birer kez
aldattım. |
|
|
|
|
|
|
|
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektasi babasını ziyarete gitmiş. Bektasi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektasi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar. "Erenler bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun?" "Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım." "Buradaki üzüm yemekle biter mi?" "Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz!" "Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?" "Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?" |
|
|
|
|
|
|
|
Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar : -Erenler kaç tane oruç tuttun? -Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum. |
|
|
|
|
|
|
|
Softalar, Bektasi'ye, Tanrı'nın büyüklüğünü öğretmeye çalışıp duruyorlar. Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar ki: "Tanrı isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!" Bektasi: "Elbette," diyor. "Nasıl elbette?" diyor softalar. Bektasi çözüyor düğümü: "Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir." |
|
|
|
|
|
|
|
Bektasiye sormuşlar : -Rakı içer misin?
-Akşamdaaaan akşaaaama... -Namaz kılar mısın? -Bayramdan
bayrama, bayramdan bayrama. |
|
|
|
|
|
|
|
Bir Bektasi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak: "Şu zındıkla alay edelim!" diye Bektasiye yanaşıp selam verince Bektasi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle: - Bu eşeğin ne düşünüyor? - Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor! |
|
|
|
|
|