|
|
Manhunt

Öyle bir
şey isteyin ki içerisinde şiddet size
bir psikopattan beklenebileceğinin çok
üzerinde ve daha önce hiç olmadığı kadar
saf ve sansürsüz bir biçimde sunulsun.
Düşünün bir kere... Tabiri caizse manyak
bir yönetmen sizi daha ne olup bittiğini
anlamadan elektrikli sandalyeden, ölüm
cezasından kurtarsın, sonra da film
çekiyoruz işte deyip beynini
dağıttığınız her adamın ardından büyük
bir tatmin duygusuyla zevkten kendinden
geçsin, garip sesler çıkarsın. Siz de
onun için, sopa ve levyelerle milletin
kafasını dağıtın, gözünü oyun, çöp
poşetini demir kabloları amacının
dışında en cani biçimde boğmak ve
öldürmek için kullanın. Bir de tüm
bunları gizlenerek gerçekleştirin, ama
amacınız asla gizlenmek değil, şiddetin
sınırlarını zorlayarak öldürmek olsun.
Neden bahsediyoruz bir filmden ya da
vahşetten mi? Hayır, yılın epey
konuşulacak oyunlarından birinden,
Manhunt'tan.
Yapımlarında şiddet öğesini yoğun ve
sansürsüz bir biçimde veren nadir
firmalardan biri olan Grand Theft Auto
(GTA) serisinden tanıdığımız Rockstar,
üzerinde uzun süredir çalıştığı oyunu
Manhunt ile 'oyunlarda şiddet'
tartışmalarını tekrar alevlendireceğe
benziyor. Yapım, derecelendirme kuruluşu
ESRB'nin "M", yani 'Yüksek dozda şiddet
içerir' etiketine sahip. Bu, oyunun
18 ve üzeri 'yetişkinler' için uygun
olduğunu ifade ediyor. Ancak böyle
olmasının genç okuyucularımız için
'kaçınma' duygusunun tam aksine yoğun
bir 'cazibe' hissi uyandırdığının da
farkındayız. Türkiye gibi büyük ölçüde
kontrolsüz bir piyasanın acı
gerçeklerinden biri bu malesef. Ancak
Manhunt bu yüzden dışlanabilecek basit
bir yapım değil. Gerek sunum, gerekse
kalite ve oynanabilirlik açılarından
yapım oyunseverlerin kesinlikle
beğenisini ve taktirini kazanacaktır.
Konusundan bahsetmek gerekirse oyun,
ölüm cezasına çarptırılmış J. Earl Cash
adlı suçlunun 'sözde' infazından sonra
başlıyor. Bu andan itibaren bizi her
yerde gözetleyen ve yönlendiren
yönetmenle tanışıyoruz. Karakterimizin
kulağındaki küçük alıcı aracılığıyla
bize yönergeler veren, bizden kısaca
öldürmemizi ancak bunu yaparken mümkün
olduğunca şiddetli ve gizli olmamızı
isteyen bay yönetmen bizi kameralarla
kaplı olduğu anlaşılan bir şehrin
sokaklarına sürüklüyor. Hikaye oyunda
ilerledikçe şekilleniyor dersek sanırım
yanlış olmaz. Zaten yapımda amaçlardan
çok araçlar öne çıkıyor. Daha açık bir
dille söylemek gerekirse öldürmek değil,
nasıl öldürdüğünüz önemli.
Oynanış açısından benzer yapımlara göre
(her ne kadar böyle bir kavramı bu kadar
net bir biçimde sunan benzer bir oyun
bulmak güç olsa da, görece yakın
sayılabilecek Hitman, MGS, Splinter Cell
vs.) Manhunt bazı önemli değişiklikler
barındırıyor. Third Person olarak
adlandırılan üçüncü kişi açısından
oynanan oyunda özellikle ilk bölümlerde
kurbanlarınızı uzaktan avlayabileceğiniz
silah bulunmuyor. Bu yüzden genellikle
oyunun kavramsal yapısına uygun vahşet
sahnelerini yakın plandan
kullanılabilecek envanterinizde bulunan
kırık cam parçaları, levye, beyzbol
sopası, fiber kablo ve çöp poşetleri!'ni
kullanarak hallediyorsunuz. Ancak oyunda
belirli bir seviyeye geldikten sonra
size daha uzun mesafelerde etkili
olabilecek çivi makineleri ve silahlarla
tanışma imkanına erişebiliyoruz.
Manhunt
gizlenmenin çok önemli olduğu bir oyun.
Yönetmenin sizden istediği şey
kurbanlarınıza hayatlarının sürprizini
yapmanız. Tabi bunu yaparken
yönetmeninizin tarzına uygun bir biçimde
mümkün olduğu kadar korkunç ve şiddetli
yollar seçmeli ve bunu sinematik bir
biçimde yapmalısınız. Ne de olsa
izleyicileri memnun etmeye çalışıyoruz.
Nasıl yapacağınız ise size bırakılmış
ama genellikle önce rakiplerinizin
dikkatini çekip onları istediğiniz yöne
yönlendirdikten sonra arkalarından
yaklaşıp stilinize göre elinizdeki
silahın çeşitli şekillerde tadına
bakmalarını sağlayabilirsiniz. Bunu
yaparken ne kadar şiddet kullandığınız
ise sizin becerinize ve isteğinize
kalmış. Yapımcı üç farklı şiddet
seviyesi belirlemiş. Sırasıyla gri, sarı
ve kırmızı renklerle ifade edilen bu
seviyeler rakibinizin arkasında
kendinizi hissettirmeden aksiyon tuşunu
ne kadar basılı tutarsanız doğru
orantılı olarak yükseliyor. Yönetmen
genellikle kırmızı seviyesini beğeniyor.
Tatmin olmanın verdiği sevinçle
bağırarak 'Evet işte bu, öldür onları...
mahvet!' gibisinden şeyler söylüyor.
Zorluk seviyesi ve yapay zekadan
bahsetmek gerekirse oyunun sabır
gerektiren zor bir yapım olduğunu
söylemek mümkün. Yapımda Fetish ve
Hardcore adında iki zorluk seviyesi
bulunuyor. 'Hardcore' zorluk seviyesinin
farkı aslen ekranınızın sol alt
köşesinde bulunan harita özelliğinin
olmamasından kaynaklanıyor. Böylece
yakında da olsa kurbanlarınızı gözle
görmedikçe yerlerini
belirleyemiyorsunuz. Bunun dışında AI'da
belirgin bir değişiklik gözümüze
çarpmadı. Yapay zekaya gelince
kurbanlarınızın epey bilinçli olduğunu
söylemek mümkün. Çoğu zaman
yakındakilerden yardım isteyebiliyorlar,
ayrıca dövüşürken de gayet iyiler. Bu
gibi durumlarda tek kişiyle dövüşürken
pek zorluk çıkmasa da etrafınızda birkaç
kişi varken genelde kaçmak en iyi
seçenek oluyor. Yapay zeka sizi
kovalarken sizinle görsel teması
yitirdiğinde karanlık bir köşeye
saklanarak kurtulabiliyorsunuz. Yapay
zeka da haritada üç seviyedeki
(sarı-turuncu-kırmızı) renklerde
durumunu görmek mümkün oluyor. Sarı
renkte olan kurbanlarınız sizin
farkınızda olmuyor. Turuncu renktekiler
sizi arayan birimleri, kırmızı birimler
ise sizin konumunuzu fark etmiş
birimleri temsil ediyor. Sonuç olarak bu
açıdan oyun beklentilerimizi karşılıyor.
Sade, ancak kullanışlı ve hızlı bir menü
sistemine sahip oyunun gerek intro ve
diğer oyun içi video görüntüleri aslen
oyundan alıntı olmasına rağmen gayet
kaliteli görünüyor. Yükleme sürelerinin
kısalığı, sistemi zorlamaması ve bonus
ve ekstra level'lerle 24 kadar farklı
bölüm oyunun Rockstar'ın genel
çizgisinde olduğunun açık bir kanıtı...
"Sadelik, kullanışlılık ve maksimum
oynanabilirlik."
Daha önce de belirtildiği gibi
karakterimizi üçüncü kişi kamerasından
(third person) yönettiğimiz oyuna genel
olarak baktığımızda yapımcının diğer
önemli oyunlarından, GTA serisinden
derin izler taşıdığını görüyoruz. Oyunun
görsel ve fiziksel motoru, bazı ses
düzenleri, hatta tuş yapılandırmaları
ilk bakışta bu tür bir izlenim
yaratıyor. Ancak detaylara baktığımızda
belirgin farklılıklar görmek mümkün.
Birçok açıdan olduğu gibi görsel açıdan
oyun GTA ile karşılaştırıldığında çok
daha detaylı ve net grafiklere ve efekt
düzenine sahip. GTA'nın son temsilcisi
Vice City ile karşılaştırmak gerekirse
yapım en az kat poligon içeriyor.
Karakter animasyonları gayet detaylı,
öyle ki ana karakterimizin üzerinde
envanterinde bulunan silahları ve
araçları hareketli bir biçimde görmek
mümkün. Çevre düzenleri ve bunlarla
etkileşim, karakter animasyonları
çarpıcı bir biçimde daha iyi ve gerçekçi
düzenlenmiş. Vasatın üzerinde seyreden
grafikler için özellikle de yüksek
çözünürlüklerde yapımın kalitesi çok
daha iyi bir biçimde anlaşılıyor.
Ayrıca
günümüz donanımsal sinematik efekt
teknolojileri sayesinde oyunun kavramsal
yapısına uygun olarak eklenmiş
öldürürken kullanılan farklı kamera
açıları ve TV efekti oyuna kesinlikle
ayrı bir tat katmış. Özellikle beni
heyecanlandıran asıl şey oyunun GTA
serisinin yılsonunda oyunseverlerle
buluşacağını umduğumuz yeni temsilcisi
San Andreas'ın yepyeni grafik altyapısı
hakkında ipuçları vermesi oldu. Biraz
düşününce bu oyundaki grafik
altyapısının benzerini eğer San
Andreas'da görebilirsek -ki bu çok
yüksek bir ihtimal!- bu GTA serisinde
grafiksel açıdan büyük bir değişim
rüzgarı anlamına gelecek. Özellikle
Manhunt'un performansına ve sistem
gereksinimlerine baktığımızda bu konu da
geniş alanlar barındıran GTA mantığına
uygulanmasında herhangi bir problem
ortaya çıkabileceğini söylemek güç. Yine
de son sözü yapımcılar söyleyecektir. |
|